CAN AZERBAYCAN...

CAN AZERBAYCAN....

Toplum ve ülke isimlerinin kökeni genellikle coğrafi özelliklere veya millet unsuruna dayansada, çoğunun kökenini tespit etmek zordur. Bu zorluk ülke, toplum ve yer adlarının kökeninin birden çok faktöre dayanmasından kaynaklanmaktadır. İşte bu isimlerden birisi de “Azerbaycan”dır.

Azerbaycan’a ister Atropetenye, ister Aderbadegan, ister Azarbaygan  ( petrolden kaynaklı sönmeden yanan ateş  - ateş muhafızı) isterseniz, Azerbaycan  deyin, biz Azerbaycan'a 
"CAN AZERBAYCAN " deriz. 
 “Can" özüm, gönlüm, kardeşim gibi deruni  - engin bir anlama sahiptir. 
Azerbaycan,  dünyanın en eski yerleşim yerlerinden, büyük göç ve istilalara sahne olmuş, kadim topraklara sahip stratejik konumu, ticaret yolları üzerinde bulunuşu itibari ile toplumları kendisine meylettirmiş bir coğrafyadır. 
Can Azerbaycan’ın şeref’i SAKA Türkleri’nin o topraklara gelip yerleşmeleri ile başlar. Ana yurttan çıkan HUN’ların bir kısmı kuzeyden Trakya’ya ilerlerken bir kısmı da Kafkaslar’dan Anadolu’ya geçer. Bir kısmı ise Azerbaycan - Bakü civarlarına yerleşirler. Bizans kaynaklarında, Kafkaz Albaniyası “HUNLAR ÜLKESİ “diye adlandırılmıştır Azerbaycan.. 

Türkoğlu Türk’tür kadim kardeşimiz - canımız Azerbaycan ..

Bağımsızlık mefhumunu bilmeyen milletler için “ HÜR YAŞAMAK”  hiç bir  anlam ifade etmez. Özgürlüğün kıymetini bilen milletler ise,  her koşulda canhıraş mücadele etmişlerdir. İşte bu milletlerin en önde geleni Türklerdir. Tarihleri boyunca sürekli bağımsız - hür  yaşama karakterine sahip olmuşlar ve bunun için tüm zorluklara göğüs germiş, adil - asil bir millettir.

Kızıl Elma nedir bilir misiniz ? 
KIZIL ELMA, Alemlerin rabbi yüce Allah’ın isminin duyurulacağı mekan, 
İ’LÂY-I KELİMETULLAH, İslam’ın tebliğ edileceği zemindir. Türk’ün yıldızı İslam’ın hilali ile buluştuğunda, edindik biz bu mefkûreyi. Birileri Kızıl Elma’yı bir dağ, bir şehir, bir cephe, bir mevzi, bir fikir zannetmektedir. Oysa ki, KIZIL ELMA yurt, imar edilecek topraktır. Aleme nizam verme gayreti içinde olan bu necip TÜRK milletinin  asıl gayesinin adı, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar olan her yerin Türklerin hakimiyetinde olması idealidir.
Bu düstur, tüm alemin bir nizam içinde olmasını sağlarken, travmatik göçlere zorlanmış, katliam ve soykırıma uğramış, kimin canı yanıyorsa onun yarasını sarmak, ümmet şuuru, Türk’e - İslam’a “dert verenin başını vurup, derdini başından “almaktır..
Yoldaşımız, 
 CAN KARDEŞİMİZ Azerbaycan, ülküdaşlarımıza - Kafkasya’ya açılan pencere, sağlam ayaklar üzerinde kurulmuş bir köprü, “ Bir halk iki devlet”tir.


Haçlı ordusu kalıntılarının  “Büyüklük Komleksiyle” herkesi yeneceklerine inanıp, 
Türk - İslâm dünyasını hallaç pamuğu gibi savurduğu günler çok - çok gerilerde kaldı. 
Artık karşılarında Ne eski Türkiye var nede eski Azerbaycan.. 

Özellikle 15 Temmuz işgal ve darbe girişimini destansı bir direnişle püskürten ve Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğan Türkiye’nin, dünya üzerindeki taşları yerinden oynatarak, stratejik adımlar atmaya başlaması, Suriye’de ve Irak’ta ard arda başarılı önemli askerî harekâtlar gerçekleştirip,  bölgedeki dengelerini Türkiye lehine değiştirmesi, birilerinin heveslerini kursaklarında bırakmış olacak ki, ülkemizi  katran dökülmüş sahalara, itinayla sürüklenmek istedikleri gün gibi aşikardır. 
Türkiye, Suriye'de - bölgede kalıcı barışın istikrarını sağlamış, bekamız adına birçok güçlü adımlar atarken, Libya’da ülkenin BM tarafından tanınmış, seçilmiş Sarrac hükümeti ile Ekonomik Bölge Anlaşması imzalaması, başarılı Fırat Kalkanı Harekâtıyla Türkiye, üzerine serpilmiş ölü toprağını silkeleyerek ayağa kalkmıştır.

Türkiye, Fırat Kalkanı ile başlayan askerî harekâtlar zinciriyle, emperyalistlerin kuklası IŞİD’e büyük darbe vururken, İran’ın yayılmacı politikasının önüne set çekerek emperyalist güçlere meydan okumuştur..

Son büyük stratejik hamle, Libya devleti tarafından Ülkelerine çağırılmamız olurken, İki asırlık esaretin zincirlerinden oluşan girdaplar ortadan kalkmış,  ilk defa bir devlet Türkiye’yi “kurtarıcı” vasi olarak davet etmiştir. Tarihî bir adımla Mavi Vatan projesi çerçevesinde, Libya’da Ege - Adalar Denizinde, doğu Akdeniz’de ard arda gerçekleştirdiğimiz stratejik  manevralar, bilinçli atılan kararlı adımlar,  Avrupa zilletler topluluğunu  tir tir titretmiş, bunu bastırmak adına, hemen harekete geçen, sözde dostumuz!! Almanlar,  sinsice adaları silahlandırdılar. Önce batının şımarık çocuğu - mahalle çaçaronu Yunanistan’ı, sonra Fransızları Türkiye’ye karşı kışkırttılar! Baş sömürgeci Fransa ve ekonomisi bile olmayan Yunanistan’la küçük ölçekli bir deprem yaşasak da,  süngü gibi ayağa kalkmış,  diplomatik zekâmız üzerinde oynanan oyunları püskürtmüştük.
Artık, sadece ADALAR DENİZ’inde değil, Akdeniz’de de  söz hakkına sahibiz.  Bizi görmek istemedikleri sularda, karşılarında  bulmanın  verdiği eziklikle, faşizan duruş sergileyip, oportünist bir politikayla, bağırıp - çağırarak itiraz etmeye çalışsalar da, güçlü- ayakları üzerinde korkusuzca duran Türkiye, dün olduğu gibi bugün de Akdeniz’de misafir değil ev sahibidir.
Özellikle,  savunma sanayiinde gerçekleştirdiğimiz  büyük atılımlar devreye girdiğinden beridir ki, kendimize olan öz güvenimiz daha da artmış, dışa bağımlı yaşatan  zincirler bir bir kopmaya başlamıştır. 


AZERBAYCAN’A SALDIRI, TÜRKİYE’YE SALDIRIDIR!
Ermenistan’ı hunharca Azerbaycan’a saldırttılar.  Bu saldırının, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un baş- başa yaptıkları görüşmenin hemen ardından olması,  kafalarda soru işaretine yol açarken, şaşırdık mı  !? Tabiki hayır.
Bu yaşanan saldırılar, Türkiyeyi doğudan batıdan, güneyden kuzeyden kuşatmak isteyen müptezellerin DAHİYANE !!planlarından sadece birisi.
Kardeşimiz  Azerbaycan’a  yapılan planlı saldırı, aslında Türkiye’ye gözdağı vermek adına düzenlenmiş bir saldırı, uluslararası hukuku hiçe sayan bir provakasyondur.
Ermenilerin Azerbaycan topraklarına yönelik yaptıkları bu saldırıyı, bölgesel çatışma" olarak nitelendirmek, Ermeni diasporasının propagandasını yapmakla beraber,  bölge tarihini bilmemek, stratejiden bihaber olmak anlamını taşır.

Ermenistan şakşakcısı  Avrupa, birbirlerinin sopalarına ve omuzlarına tutunan körler ordusudur. Karanlık dünyalarında kendilerini (haşa) ilahlaştırıp, faşist diktatörlerin silahlarını kuşanarak, güç ve kuvvetin tekeli olduklarını zannedip, oyun içinde oyun kurarak, akıllarınca neler yapabileceğimizi görmek, sınamak istiyorlar!
Unutmasınlar ki, karşılarında, Bubi tuzaklarının cirit attığı, darbelerle oldu - bittiye  getirilen, eski ürkek, cılız, emperyalistlerin kuklası, dışa bağımlı yaşayan Türkiye yok. 

Büyük devletler, stratejiler geliştirirler, stratejilerle ilerler ve dururlar. 
Adını saymaya gerek bile duymayacağımız diğer ülkeler ise tükenmiş pilleriyle ancak küçük çapta manevralar yapabilirler..
İmkânları da, psikolojileri de stratejik atılımlar gerçekleştirmek için kâfi değildir.
Can Azerbaycan’a sıkılan her kurşun Türkiye’ye sıkılmış gibidir.
Azerbaycan aslâ yalnız değildir. 
Dünya hakemliğine soyunan zerzevat, o dinazor beyinlerine iyice kazısınlar ki,   Türkiye devleti, kardeşi - dostu 
CAN AZERBAYCAN’a her türlü yardımı yapmakta asla tereddüt etmeyecektir.

 ▪️Bir zamanlar gazeteler de manşetten şöyle bir haber çıkmıştı;
“Aslanlar, kaçak gergedan avcılarını yedi!.. Avcılardan geriye kalanlar birkaç parça kemik, bir tüfek ve bir baltadan ibaretti.” 
Ne kadar manidar değil mi ?!..