Dünyanın şımarık çocukları...
Dünyanın şımarık çocukları…
Ah şu dünyanın yok hükmünde sayılıp ta şımartılan çocukları? Fransızlar, Yunanlar, İsrailliler.
Mavi Marmara operasyonu’ nu unutmadık. ( Gazze'ye yardım götüren gemilere çıkan İsrail askerlerinin, yardım gönüllülerinin üzerine ateş açması olayı )
Nereye savrulduğunun farkında bile olmayan yunan başbakan Kiriakos Miçotakis,
Son dönemde akıl almaz söylem ve politikalarıyla dikkat çeken Fransız Cumhurbaşkanı Makronun Türkiye karşıtı açıklamaları karşısında meşhur “NATO’nun beyin ölümü” tezi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığı tokat gibi cevap, hepinizin zamanı gelecek. Kendi sonlarını kendileri hazırlayan zavallılar.
Avrupa Birliği’nin (AB) Libya’ya uygulanan askeri ambargoya uyumu denetlemek için Akdeniz’de yürüttüğü IRINI misyon gücünde bulunan bir Alman savaş gemisi 22 kasım 2020 günü bir Türk ticaret gemisine fiili bir müdahalede bulundu. Gemiye çıkan askerlerin hem personeli sorguladıkları hem de yük konteynerlerini açarak detaylı incelemelerde bulundukları ifade edildi.
Alman–yunan işbirliğiyle gerçekleştirilen bu siyasi olay Almanya’nın aralık sonunda gerçekleştirilecek olan AB liderler toplantısı öncesi ülkemize bir mesaj ve Yunanistan’a yanındaymış gibi görünme planı olabilir. Almanya’yı Almanya yapan Türkler bu duruma kayıtsız kalmamalıdır.
Dışişleri Bakanlığımız müdahale için ne Türkiye’den ne de gemi kaptanından önceden bir izin alındığını, müdahale sırasında da gemi personelinin ilettiği bilgi dışında Türk yetkililere bir bildirimde de bulunulmadığını açıkladı. Türkiye’nin ortaya koyduğu resmi itirazlar neticesinde bazı hususların incelenmesinde fayda görünüyor.
Açık denizlerde müdahale kapsamı;
Açık denizlerde gemiler üzerinde hangi yetkilerin kimler tarafından kullanılacağı, 1982 Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’ ne göre düzenlenmiştir. Ülkemizin taraf olmadığı 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi bu konuya ilişkin tüm ülkeleri kapsayan hukuki hak ve sorumluluklar taşımaktadır.
Açık denizler, denize kıyısı olan ülkelerin karasuları (en fazla 12 deniz mili genişliğinde ‘’1 deniz mili = yaklaşık 1852 metre’’) dışında kalan bütün deniz alanlarını ifade eder.
Açık denizlerin hukuki statüsüne hâkim olan prensip “açık denizlerin serbestliği” ilkesidir. Bu prensip gereği, açık denizler, hiçbir devletin egemenliği altında olmayan, denize kıyısı olsun ya da olmasın bütün devletlerin serbestçe kullanabileceği deniz alanlarıdır.
Açık denizlerdeki her bir gemi (sivil ya da askeri, şahıs ya da devlet) kayıtlı olduğu, yani bayrağını taşıdığı bayrak devletinin yetkisi altındadır. Başka bir devlet bu gemiler üzerinde yetki kullanamaz. Bu kural gemiyi, yükü ve personeli kapsamaktadır.
Ancak tanımlanmış bazı durumlarda, bir devletin savaş ya da güvenlik gemileri, bir başka devletin sivil-ticaret gemilerine müdahale hakkına sahiptirler. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ ne göre bu durumlar ( ziyaret hakkı)
- Bir geminin deniz haydutluğunda kullanıldığına,
- Köle ticaretinde kullanıldığına,
- İzinsiz radyo yayını yaptığına,
- Tabiiyetsiz (hiçbir devlete kayıtlı olmadan, yani bayraksız bir şekilde) seyahat ettiğine,
- Yabancı bir bayrak çekmiş olmasına veya bayrağını göstermekten kaçınmasına rağmen, geminin gerçekte müdahale etmek durumunda olan savaş gemisiyle aynı tabiiyette olduğuna dair “ciddi şüphe” bulunduğu durumlar olarak ifade edilmektedir.
Yukarıdaki bu kapsam neticesi vuku bulur ise gemi durdurularak yeterli personel ile gemiye çıkılıp denetlenmesini ve sadece şüphe çerçevesinde ilgili evrakın kontrol edilmesini ifade eder.
Açık denizlerde seyahat eden ve Türk bayrağı taşıyan özel bir firmaya ait MV Roseline adlı bir sivil-ticaret gemisine gerçekleşen müdahale, yukarıda özetlenen hukuki çerçevede değerlendirildiğinde, ele alınması gereken ilk husus bir “ciddi şüphe” nin mevcut olup olmadığıdır. Dışişleri Bakanlığımızın yaptığı resmi açıklamada “muğlak bir şüphe üzerine başlatılan” ifadesine yer verilmiştir. Bu ifade, müdahale edenlerin, şüphenin ciddiyetine dair Türkiye’ye hiçbir bilgi vermediklerini göstermektedir.
Alman kaynaklara göre IRINI Misyonunun Roma’daki komuta karargâhından gelen bir ihbar üzerine müdahale edilmiştir.
Yukarıda belirtilen durumlar dışında başka hiçbir gerekçeyle açık denizlerde gemilere müdahale edilmemesi gerekir. Türk ticaret gemileri ile köle ticareti ve deniz haydutluğu gibi durumların mevcut olduğuna dair herhangi bir açıklama ya da bilgi veya iddia bulunmadığı ifade edilmiştir.
26 Şubat 2011 tarihinde BM Güvenlik Konseyi, 1970 sayılı kararla Libya’ya silah ve askeri teçhizat temini için açık uçlu (süresi belirli olmayan) bir ambargo uygulanmasını kararlaştırmıştı, acaba müdahale gerekçesi bu olabilir mi?
Ağustos 2014’te, Libya’da yeni bir şiddet süreci başladıktan sonra, 2174 sayılı Güvenlik Konseyi kararı, Libya’ya yapılacak herhangi bir silah ve ilgili malzemenin Yaptırım Komitesi tarafından önceden onaylanması şartını getirdi. Haziran 2016’da Güvenlik Konseyi, 2292 sayılı karar ile Libya kıyılarının açık deniz kesimlerinde, Libya’ya uygulanan silah ambargosunu ihlal ettiği düşünülen gemileri denetlemek için bütün devletlere yetki verdi.
Libya’daki iç savaşın sona erdirilmesi için BM çerçevesinde yürütülen çalışmalardan birisi de 31 Mart 2020 tarihinde oluşturulan IRINI Operasyonu dur. (IRINI Yunancada barış anlamına gelmektedir) Operasyonun amacı ‘’BM’nin Libya’ya silah ambargosu kararını uygulamak” olarak ifade edilmiştir ama barış bu müdahalenin neresindedir anlamış değilim.
Dışişleri Bakanlığımızın yaptığı resmi açıklamada vurgulanan hususlardan birisi IRINI Operasyonu’nun, “amacının ve faydasının tartışmaya açık” olduğudur. Bir diğeri ise Libya hükümetine yönelik, Türkiye ve NATO ile istişare edilmeden başlatılan “tarafsızlığı tartışmalı” hatta “taraflı” bir operasyon olduğudur. Hatta bu operasyonun darbeci Hafter’e gelen silah desteklerini denetlemeyen, keyfi uygulamalarda bulunan, meşru Libya hükümetini cezalandırmaya yönelik bir harekât olduğu da ifade edilmiştir.
IRINI Operasyonu’nun kurumsal yönetiminin çoğunluğunun, Türkiye ile son zamanlarda ciddi siyasi sürtüşmeler yaşayan Fransa ve Yunanistan’dan seçilmiş olması, iyi niyet ilkesinin ihlalinin bir başka kanıtı olarak görülmelidir.
Ülkemizin bu duruma karşılık verme hakkı nasıldır?
22 Kasım 2020 tarihinde yaşanan bu olay neticesinde açık denizlerde bulunan gemilerin bayrağını taşıdığı devletin yetkisi altında olması ve bir bakıma ülkesinin bir parçası kabul edilmesi nedeniyle
bu gemilere yapılan askeri müdahaleler, meşru müdafaa hakkı kapsamında değerlendirilerek karşılığında gerekli askeri tedbirler alınabilir.
1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde belirtildiği gibi “şüpheler gerçekleşmezse, durdurulan geminin şüpheleri haklı gösterecek hiçbir eylem yapmaması şartıyla, maruz kaldığı her türlü zarar ve kayıp tazmin edilecektir.” Dışişleri Bakanlığı açıklamasında her türlü tazminat hakkının saklı olduğuna işaret edilmiştir.
Ancak yeni Türkiye anlayışı savaş gemileri ile müdahale etmemiş, oynanan oyunu bozmuş ve uluslararası hukukta bir üstünlük kazanmıştır.
Görüldüğü üzere ‘’düşman düşmansa düşmanlığını her zaman yapacaktır’’ geçmişte de böyleydi gelecekte de böyle olacaktır. Müstevliler menfaatleri doğrultusunda her türlü aymazlığı yapacaklardır. Artan İslam karşıtlığı, ekonomik yaptırımlar, uluslararası kural ihlalleri bunların net göstergeleridir.
Artık yukarıda belirtilen göstergeler ışığında özellikle Almanya, Fransa ve Yunanistan’ın bu ve benzeri küresel ölçekli eylem ve söylemleri, nafile çabaları sonuçsuz kalmalıdır. Bu kapsamda İnanıyorum ki yeni Türkiye’yi anlayanlar ileride çok karlı çıkacaklardır.
2021 yılında ve sonrasında dünyayı bekleyen;
- Ekonomideki küresel daralma neticesinde yeterli gıdaya ulaşamama bakımından kitlesel ayaklanmalar,
- Küresel gayri nizami harpler,
- Yüksek enflasyon,
- Uluslararası yönetim anlayışlarının değişmesi,
- Yeni yaygın hastalıklar (Covit-19 vb.) yanında yine küresel askeri terörizm etkisini uzun vadede sürdürmeye devam edecektir.
Ülkemizin milli hamlelerle gerçekleştirdiği her yenilik bunları korkuttuğundan ne yapacaklarını şaşırmış sağa sola saldırır vaziyete gelmişlerdir. Aslında çıkılan bu yol kutsal bir yoldur, atılan her adım kutsal her düşünce kutsal bir düşüncedir ve bu yoldan asla geri dönülmemelidir.
Zira düşman durmuyor ve durmayacaktır.
