Kuşatma çabaları derinlik kazandı...

Kuşatma çabaları derinlik kazandı…

Ülkemizin çevresindeki güç mücadelesi artarak devam ediyor.

Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika gerek bölgesel gerekse küresel aktörler tarafından yoğun güç mücadelesine sahne oluyor. En önemlilerinden biri ise kuşkusuz son günlerde gündem konusu olan ABD’nin Dedeağaç’ta kurduğu askeri üs.

ABD'nin Ege ve Batı Trakya'da Yunanistan ile askeri tatbikatları sıklaştırmasının ardındaki gerçek ne?

Hukuki ve teknik açıdan daha önceki müzakerelerden tecrübesi olan iki ülke için güncelleme çalışmaları zor olmasa gerek. To Vima’nın haberine göre ABD den askeri varlığın artırılması yönünde bazı talepler olduğu bildirildiği iddia ediliyor.

İlk anlaşmada ABD’nin sadece Girit Adası’nda Suda Üssü bulunuyordu. Ekim 2019’da imzalanan güncellenmiş anlaşmada Suda Üssü’nün genişletilmesi, Larissa ve Alexandroupoli üslerinin kısmen de olsa ABD’ye açılması ve Yunanistan onay verdiği sürece ABD’nin ülkedeki her askeri tesisi kullanmasını öngörüyor olması kuvvetle muhtemel.

2020 Ekim ayında Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, ABD ile savunma kapsamını genişletmeyi planladıklarını kaydetmişti.

Yunanistan’daki ABD üsleri ve kurulmaya çalışılan üsler Türkiye’ye ne anlam yüklüyor ve önemi nedir, etkisi ne olur? ABD’nin Dedeağaç ’ta kurduğu askeri üssün niteliği, siyasi arka planı, hukuki platformu nelerdir?

Gelinen noktada bu soruların cevaplanması önem arz ediyor. Bu bağlamda bir değerlendirme yapmak gerekirse;

Nitelik bakımından düşünüldüğünde ABD’nin kendi sınırları dışında dünyanın birçok yerinde 800’den fazla askeri üssü olduğu bilinmektedir. Geliştirdiği askeri teknolojiler sayesinde bu üsleri kolayca hızlı ve etkili bir şekilde yönetebilmektedir. Bu üsler hasımlara caydırıcılık öngörürken bazen de müttefiklere gözdağı verme, parmak sallama işlevi görmektedir.

Sınırımıza yaklaşık 40 km uzaklıktaki Dedeağaç’ta (Alaksandroupoili) yeni bir ABD üssü kurulduğu ilan edildi. Detaylar hakkında net açıklama mevcut olmamakla beraber bazı ABD askeri unsurlarının, özellikle de askeri deniz helikopterlerinin yerleştiği çeşitli haber kaynaklarında geçiyor. Askeri deniz helikopterlerinin kullanılması Dedeağaç Limanında kapasite artırımı olarak değerlendirilebilir.

Daha öncesinde ABD ve Yunanistan 1990 yılındaki savunma anlaşmasından sonra 5 Ekim 2019 da güncelleme bağlamında bir protokol imzalamıştı. Buna göre Girit adasında bulunan Souda Askeri Üssü’nün modernize edilmesi, Larissa Havalimanı’nın yenilenmesi, Stefanovikeio Hava Üssü’nün askeri tahkimat açısından güçlendirilmesi gibi önemli başlıklar bulunmakta. Dedeağaç için ise önemli olan husus, Dedeağaç Limanı’nın genişletilmesi ve modern hale getirilmesi öngörülmesidir denilebilir. Bu bakımdan liman imkânlarının ABD tarafından kullanımına sunulma süreci başlamış oldu.

Dedeağaç’ta bir ABD askeri üssün kurulmasının arka plan siyaseti olarak Rusya ile küresel rekabet gereksinimi olması yanı sıra 2018’den sonra ABD, Akdeniz’de askeri anlamda daha

etkin bir politika izleyerek bölge olaylarını kontrol edebilmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda ABD, Akdeniz’de ve özellikle de Ege ve Doğu Akdeniz’de varlığını artırmaya çalışmaktadır. Çünkü ülkemizin Doğu Akdeniz bölgesinde ABD’nin itirazlarına neden olan çok önemli faaliyetleri mevcut.

Bunlar;

- Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yapılan deniz alanları sınır antlaşması,

- Kıbrıs Adası’nın etrafında bazı ABD kökenli firmalarının da yer aldığı doğal kaynak arama faaliyetlerini engellemesi,

- Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin yürüttüğü doğal kaynak arama faaliyetleri olarak görülmektedir.

Bir başka açıdan bakıldığında ise Yunanistan’ın Türkiye ye karşı hem bölgesel ve küresel olarak hem de Doğu Akdeniz bağlamında AB’den istediğini alamaması üzerine ABD’ye yakınlaşma ihtiyacı doğmuş oldu.

NATO antlaşmalarına göre hukuki anlamda üye ülkeler arasında askeri iş birlikleri mevcut. Diğer taraftan Bir devletin, başka bir devletin topraklarında, o devletin rızası ile geçici ya da sürekli asker ya da silahlı güç bulundurması ya da askeri üs kurması uluslararası hukuk kurallarına göre yasaklanmış değildir. Yalnız özel bir düzenleme ile bazı bölgelerin silahsızlandırılmış olması, bu genel kurala istisna olabilir. Lozan Antlaşması’nda Dedeağaç bölgesinin, güvenlik maksadı ile askerden arındırılma önerisi tartışma konusu olmuştu. Bu itibarla Dedeağaç hassas bir bölge konumundadır.

Bu hassasiyet, Doğu Ege adalarına ilişkin 1913 ve 1914 yıllarında yapılan düzenlemelerde, bu adaların silahsızlandırılmış tutulacağı hükmünde de görülmektedir.

Ayrıca, Lozan Antlaşması’nın 13. maddesi silahsızlanmaya dair şöyle bir hüküm de getirmektedir: ‘’Barışın korunmasını sağlamak amacı ile Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adalarında hiçbir deniz üssü ve hiçbir istihkâm kurmayacak, Yunan, savaş uçakları ve öteki hava araçlarının Anadolu kıyısındaki topraklar üzerinde uçması yasak olacak, söz konusu adalarda Yunan, Silahlı Kuvvetleri, silâh altına alınıp yerinde eğitilebilecek olan normal askersel birlikler ve tüm Yunanistan topraklarındaki jandarma ve polis sayısı ile orantılı olacak bir jandarma ve polis örgütü ile sınırlı kalacaktır.’’ 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesinde de Boğaz önü Adaları’nın silahsızlandırılmasına ilişkin hükümler de hatırlandığında bölgenin, bir bütün olarak, yeni silahlı kuvvetlerin yerleşimi bağlamında hukuken de hassas bir bölge olduğu açıktır. Kaynak:setav.org

Tüm bu gelişmeler ülkemize karşı bir hamle olarak algılanabilir.

Bu nüfuz mücadelesi Küresel güçlerin Türkiye’ye komşu bölgelerdeki Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’yu daha da istikrarsızlaştırması ülkemiz için en büyük risk’i oluştururken, artan küresel mücadele bizim için siyasi bir denge unsuru teşkil ediyor olarak değerlendirilebilir.

Artık bekle-gör-tedbir al siyaseti bitmiştir. Hızlı karar al imkân oluştur ve uygula dönemi başlamış bulunmaktadır. Ayakta kalmak, söz sahibi olmak için gelinen noktada dengeleri değiştirmek şarttır. Yarınlar için artık bende varım demek en büyük mücadele kaynağımız olacaktır.

Her zaman bir yol vardır, bunu gördük ve bu yoldan artık dönüş yoktur.