SELÇUK BAYRAKTAR-ŞEHİT NURİ KİLLİGİL

SELÇUK BAYRAKTAR-ŞEHİT NURİ KİLLİGİL
SELÇUK BAYRAKTAR-ŞEHİT NURİ KİLLİGİL

SELÇUK  BAYRAKTAR - ŞEHİT NURİ KİLLİGİL

         

Türkiye’nin kalkınıp güçlenmesini istemeyen iç ve dış  mihraklar yine iş başında. 

Son günlerdeki karalama kampanyalarının hedefindeki isim, dünyada ilk kez İHA’ların formasyon uçuşu deneyleri,hava-yer robot takımlarının koordinasyonu, uçuş kontrol ve güdüm sistemleri konularında bilimsel yayınlara konu olan çalışmalar gerçekleştiren bu ülkenin vatansever evladı 

Selçuk Bayraktar” dır.

Dünde aynı kumpaslar oluşturulmuş, dahi- vatansever bir komutan hunharca katledilmişti. Bu isim Kaf­kas İs­lam Or­du­su Ko­mu­ta­nı, BAKÜ Fatih’i , ENVER PAŞANIN kardeşi Nu­ri (Kil­li­gil) Pa­şa’dan başkası değildir.

Peki Nuri Killigil kimdir.!?

 

Nuri Killigil, tarihin gizli sayfalarında kalmış bir isimdir.

Uk­ray­na'nın “ KİLLİ “ kasabasında yaşayan Hris­ti­yan Ga­ga­vuz

Tür­k’lerinden olup sonradan müslüman olan bir ailenin çocuğudur ve Kil­li soyadını bir zamanlar yaşadıkları kasabanın isminden almışlardır.

Kurtuluş Savaşı döneminde Erzurum'da tamirhane ve fabrikalarda çalışıp ele geçirilen silah ve malzemeyi kullanılır hale getiren, daha sonra kurduğu fabrikada top, havan, uçaksavar mermi ve tapalarının yanı sıra uçak bombaları imal eden Nuri (Killigil) Paşa, özel sektör olarak yerli harp sanayisinin gelişmesine ve Türk ordusunun ateş gücünün artırılmasına katkı sağlayan ilk girişimcilerden birisidir.

Günümüzde herkes tarafından bilinmeyen hazin bir hayat hikayesine ve özel bir aile zincirine sahip olan Nuri Paşa , Enver Paşa'nın kardeşi, Kut'ül Amare Zaferi fatihi Halil (Kut) Paşa'nın da yeğenidir. Harp Okulu mezuniyetinin ardından Trablusgarp'ta, Balkan Savaşları'nda bulunmuş, I. Dünya Savaşı'nda Enver Paşa tarafından yerli halkı teşkilatlandırmak adına, İtalyan ve İngilizlere karşı savaşmak üzere Trablusgarp'a tekrar gönderilen Nuri Paşa

buradaki olağanüstü, başarılarından dolayı 1918'de 28 yaşındayken yarbay rütbesi verilerek Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak Bakü ve Dağıstan'ı Rus işgalinden kurtarmasın da büyük rol oynamış, ardından Anadolu'ya geçerek Kazım Karabekir Paşa'nın kolordusuna katılmıştır.

Bu dönemde Kars ve Erzurum'da tamirhane ve fabrikalarda çalışıp ele geçirilen silah ve malzemeyi kullanılır hale getiren Nuri Paşa, İstiklal Savaşı'nda Sarıkamış'ın kurtarılmasında ki üstün başarısı üzerine 1929'da İstiklal Madalyası verilmiştir.

Savaş ertesinde bir dönem çinicilikle uğraşan Gazi Nuri Paşa daha sonra İstanbul'a giderek Zeytinburnu'nda demir eşya fabrikasını kurar. Burada çeşitli metal eşyaların yanı sıra silah, uçaksavar mermi tapaları ve mermi üretir. Aslında fab­ri­ka işi­ne gir­me­si hiçte ko­lay ol­ma­mış­tır.

İlk bü­yük işi­ne Ata­tür­k'ün 1934'te im­za­la­dı­ğı ka­rar­na­mey­le başlamış ; Ya­vuz Ge­mi­si top­la­rı için ge­rek­li olan ka­nat em­ni­yet­li ta­pa­lar yap­mış, 1936'da dağ top­la­rı için 24 bin ta­pa ve 1938'te He­in­kel uçak­la­rı­nın bom­ba ya­pı­mı gi­bi iş­le­ri de al­mış­tır.

Se­kiz yıl son­ra ikin­ci fab­ri­ka­sını İstanbul Süt­lü­ce'de aç­mış­, Tür­ki­ye'nin ilk özel 

sa­vun­ma sa­na­yi şir­ket­ini kurmuştur.

Nuri Paşa sınırlı sayıda  9 mm çapında yarı otomatik tabancayı üretirken,

İz­mir Ka­ra­bu­ru­n'da cı­va ma­de­ni çı­ka­rıp ih­raç eder. II. Dün­ya Sa­va­şı­'n­da Uçak bom­ba­sın­dan ha­va­na, ta­ban­ca­dan mer­mi­ye ka­dar her şe­y de onun imzası vardır. Bunların yanısıra İz­mir Ka­ra­bu­ru­n'da cı­va ma­de­ni çı­ka­rıp ih­raç ediyor, el attığı her işte başarılı olurken, olağanüstü bu başarıları yurtiçi yurtdışında çekemeyenler elbette çıkacaktı ve öylede oldu.

Nuri Paşa’nın öyküsünü sadece savaşlarda gösterdiği üstün başarılarla sınırlı değildi. Hazin, yürek parçalayıcı asıl öyküsü 2 Mart 1949 de başlar.

Sa­hi­bi ol­du­ğu si­lah fab­ri­ka­sın­da, İs­ra­il ile sa­va­şan Mı­sır ve Su­ri­ye'ye 1949'da si­lah imal etmeye başlamıştır.

Yıl 1949 günlerden 2 Mart Çarşamba. Vahim olayın gerçekleşmesine saatler kala, Nuri Paşa’nın eşi Mis­li Me­lek Ha­nım, (Ka­va­la­lı Ai­le­si'ne men­sup Pren­ses İf­fet ile M. Ali Be­yin kı­zıdır. ) sa­at 11:00 uça­ğıy­la Mı­sır -Ka­hi­re'ye ai­le­si­ni gör­me­ye gi­de­cek­tir. Gidecektir gitmesine ama ha­va mu­ha­le­fe­ti ne­de­niy­le ge­cik­me yaşanır ve uçak rötarlı olarak sa­at 15:00'te kalk­ar.!

Gazi Nu­ri Paşa (Kil­li­gil ) eşi­ni uğur­la­dık­tan son­ra, Sa­at: 16:00 da şo­fö­rü Nuri Paşa’yı 

ha­va­ala­nın­dan alarak Süt­lü­ce'de­ki fabrikaya bırakır.

İşler o kadar yoğundur ki, Nu­ri Kil­li­gil Paşa vakit kaybetmeden ça­lış­ma­ya baş­la­r. 

Sa­at 16 : 50 sularında 

kap­sül­le­rin bu­lun­du­ğu kap­sül­ha­ne­de bilinmedik bir nedenle yan­gın çık­ar. O sıra fabrika Nu­ri Kil­li­gil ve 105 işçi bulunmaktadır. Hemen itfaiyeye haber verilir. iki bin ha­va­nın bu­lun­du­ğu de­po­lar boşaltılmaya çalışılırken itfaiye kısa zamanda fabrikaya ulaşmıştır. Yangın söndürülmeye çalışırken, üst-üste iki pat­la­ma da­ha mey­da­na gel­ir. Patlama o kadar şiddetlidir ki, ci­var­da­ki ev­le­rin sa­de­ce cam­la­rı de­ğil, ki­mi evlerin du­var­la­rı bi­le yıkılmıştır. Yangın söndürüldüğünde ortaya çıkan çıkan manzara korkunçtur. Saatler süren çalışmalar sonrasında ye­di iş­çi ile al­tı it­fa­iye­ci­nin cesedine ulaşılır. 

İç­le­rin­de Nu­ri Kil­li­gi­l'in de bu­lun­du­ğu 

15 ki­şi­nin akı­be­ti ise henüz meç­huldur. 

Ki­me ait ol­du­ğu bel­li ol­ma­yan kol ve ba­cak­lar, ya­na­rak kö­mür­leş­miş ce­set par­ça­la­rı çev­re­ye sa­çıl­mış­ olarak bulunur. ,Nu­ri Paşanın ( Kil­li­gi­l ) ancak ko­lu­nun ya­rı­sı ve aya­ğı­nın bir par­ça­sı bu­lu­nabilmiştir. 

Fa­ci­adan beş gün son­ra, vefat eden 15 ki­şi­nin par­ça­la­rı, üç ay­rı ta­bu­ta kon­ularak Be­ya­zıt Ca­mi­i'n­de­ ce­na­ze na­ma­zı kılınarak Edir­ne­ka­pı'da ki kabristana def­ne­dilir.

Nuri Paşanın vücudunun yarısı patlamadan 10 gün sonra Haliç’in çamurlu sularında bulunarak çıkartılmıştır.

Zamanın İstanbul Müftüsü olan Ömer Nasuhi Bilmen siyonistleri ve uşaklarını memnun eden“ vücut tam olarak bulunamadığı için cenaze namazı kılınamaz” fetvasını verir. Bu fetvanın altında, şehit Nuri Paşa’nın cenaze töreninde hükmet ve İsrail aleyhine protesto gösterileri yapılmasının engellenmek istenmesi yattığı söylenirken, Ö.Nasuhi Bilmenin oğlu babasının hayatını kaleme aldığı kitabında “ne acıdır ki bu ülkede gerçek bir din adamı dinin emirlerini rahatlıkla ifade edememiş ve itirazı suç sayılmıştır.”demektedir.

A. Selim Bilmen’in kitabında yer alan bu satırlar babasının şehit Nuri Paşanın cenazesi hakkında verdiği fetvanın hükümet zorlamasıyla yerine getirmiş olma ihtimalini kuvvetlendirmiştir.

Kaf­kas İs­lam Or­du­su Ko­mu­ta­nı, BAKÜ Fatih’i” Şehit Nuri paşanın cenaze namazı kılınmadan Edirnekapıda ki annesinin kabrinin yanına defnedilir. 1949 yılının sonlarına doğru, işçilerden toplanan parayla kabristandan yer alınarak Nuri Killigil Fabrikası Şehitliği olarak isimlendirilirken, şehitlikte gömülü olan işçilerin adlarının yazılı olduğu bir mermer kitabe dahi mevcut değildir ?!

Karanlık güçler tarafından şehit edilen Nuri Paşanın vefatından 67 yıl sonra  28.09.2016 tarihinde Edirnekapı Şehitliği'nde bulunan mezarı başında cenaze namazı kılınır.! Törene katılan o dönemin Azerbaycan Parlamentosu Milletvekili Ganire Paşayeva bugün kendini çok mutlu hissettiğini söyleyerek, “ Burada uyuyan bu Türk evladı, Azerbeycan’ın tarihinde çok büyük kahramanlıklar göstermiş  bir gazidir. Nuri Paşa’nın komutasında Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan’da Ermeni Taşnakları tarafından  yapılmak istenen katliamı durdurmuş Bakü’yü kurtarmışlardır“ diyerek Azerbeycan’dan getirilen toprağı Nuri Paşanın kabrine serper. 

      (Ruhu şad olsun..)

İd­di­ala­ra gö­re olayın yaşandığı tarihteki Türkiye Cumhuriyeti Hü­kü­meti, Nu­ri Kil­li­gi­l paşanın İsrail karşıtı siyasetini bildiği için ce­na­ze tö­re­ni­nde ta­vır al­mış, yaşanan faciadan dört gün son­ra Tür­ki­ye, Tel-Avi­v'de Yahudi Dev­le­ti­ni kurduğunu ilan eden İs­ra­il'i ta­nı­yan ilk Müs­lü­man ül­ke olmuştur !?

Fabrikada çıkan yangının  ih­mal mi ? Sa­bo­taj mı !? Olduğu konusu akıllarda soru işareti bırakırken, TBMM ka­pa­lı otu­ru­mun­da bu vahim olay tartışılmıştır ama tu­ta­nak­lar üze­rin­de­ki giz­li­lik ka­ra­rı ol­du­ğu için kim­se gerçek bilgilere ulaşamaz ve konu kapatılır.

Fabrika da yaşanan facia sonrasında “ o gün Ya­hu­di iş­çi­ler fab­ri­ka­ya gel­me­di­” gi­bi spe­kü­las­yon­lar  ya­pıl­ırken, enteresan bir şekilde fab­ri­ka­nın mü­dü­rü emek­li ge­ne­ral Hü­se­yin Hüs­nü Emir Er­ki­let ve kap­sül­ha­ne şe­fi Se­yit Ali Oral “ dik­kat­siz­lik so­nu­cu ölü­me se­be­bi­yet ve ted­bir­siz­lik­te­n” yar­gı­lan­ır.

Şimdi sene 2020 ve bun­ca yıl geçmiş olmasına rağmen ola­yın üze­rin­de­ki sis perdesi hala kalkmamıştır.

 

Gül Ateş