Artık görüyoruz…

Jeopolitik güvensizliğin yüzyıllardır hüküm sürdüğü bu topraklarda artık jeo stratejik bir güveni tetikleyecek olgu bulma anlayışı üzerinde yoğunlaşma zamanımız gelmiştir. Ülkemizi güvensizleştirmeye yöneltecek her türlü oluşum artık bilmelidir ki eski Türkiye yok. 

Bazı devletler konumları itibari ile güvenliklerini bölgeye göre en üst düzeyde tutmayı öngörürler, bazıları da güçlerini maksimize etmeyi tercih eder. Bu durum sadece ülkemize özgü değildir. Tüm devletler açısından bakıldığında güvenlik öncelikli bir konudur. Ülkemiz açısından bakıldığında durumu biraz açmak gerekir. Çünkü Ülkemiz son otuz, kırk yılın neredeyse tüm sistematik süreç geçirmiş dönüşüm ve kırılma noktalarının ortasında yer almış-konumlandırılmış bir ülke pozisyonundadır. Hatta Osmanlı’dan bu yana bütün küresel ölçekteki sistematik değişim ve dönüşümlerden şu veya bu şekilde etkilenmiş, bu dönüşümlere adapte olmaya çalışmış ve bu dönüşümler sonucunda da kendisini hem toprak bütünlüğü çerçevesinde hem de millet unsuru gözetildiğinde değiştirebilmiş bir ülkedir.

Türkiye ısrarla Suriye’de savaşa çekilmek istenmektedir.

Ülkemizin güneydoğusunda oynanan oyunlar mı demek gerekir yoksa yüzyıllardır süregelen İslam kargaşası mı? Arap kültürünün etkisinde bir yaşamın kabul edilemez olduğu açıktır ki, bu kültür zevk ü sefadan taviz vermeyen bana dokunmayan bin yıl yaşasın kültürüdür ve an be an ortadadır. Şurada petrolün bitmesine 20-30 yıl kaldı ama bu onları durdurmaya yetmeyecektir. Biz nasıl bir strateji geliştireceğiz, doğrusu bu durum reel yaklaşımlar değerlendirildiğinde çok merak edilesi bir hal almaktadır. Yanlış hayatın doğru yaşanılamayacağı hükmü hâkim olmaya başlamıştır.
O kadar hassas ki sürekli bilindik oyalama politikalarına maruz bırakılıyoruz, bilinmelidir ki bu şimdiki olay değil. Bu bilinçli hareketlere-politikalara sürekli yenileri ekleniyor. Bu çıka gelen ya tutarsa politikası, artık güvenilirliğini kaybetmiş gibi görünse de ortada bulunan İslami dışlama hareketleri sürekliliğini koruyacak gibi görünüyor. Yüzyıllardır kuşatılmış kuşatma altında çabalayan, adım atan, mukavemet gösteren İslam halkları bütünlüğü kısa sürede mutlak sonuç alacakmış gibi görünmüyor. İçlerinden ne çıkacağı belli olmayan milyonlarca Suriyeliyi ülkemize gönderen güçler bir kez daha hedeflerinin ülkemiz olduğunu açıkça ortaya koymuşlardır. Ne yazık ki halen daha oyunun farkına varmamış yâda varmak istemeyen/istettirilmeyen birileri varmış gibi görünüyor. Bu insanlar çok değil yirmi sene sonra bu güzel vatan topraklarına nasıl bir zulüm yaptıklarını göreceklerdir. Çünkü bu kadar Suriyeli her hangi bir oluşum için yeter sayının üstündedir. Zaten şimdiden vatandaşlık verilen bu kalabalığı yirmi sene sonra ülkeden atamazsınız. Geçmiş olsun ve başardılar demek istemiyorum. Zira ülkemizin nasıl ve ne şekilde teşekkül ettiği ortadadır. Bu bakımdan bulunduğumuz coğrafyayı Tarih’e entegre etmek elzemdir ve gereklidir. Ayrıca dışarıda olup bitenlerden ziyade içeride de özellikle toprakların parça parça satılıyor olması birlikte değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Ne kadar acı değil mi insanın kendi sonunun kendisine hazırlatılıyor olması. Aslında; Bir olgu/oluşum düşünelim çağlardan beri çıka gelmiş omuz omuza-sırt sırta vermiş olgunlaşmış ve vücut bulmuş, defalarca toprağa düşmüş, filiz olmuş, dallanmış budaklanmış, yemiş vermiş, karın doyurmuş ve bir daha ve bir daha…

Zaman gelmiş susuz kalmış kurumuş can damarları kesilmiş, güneş görmemiş üşümüş, selamsız donmuş adeta, kendi yüzleşmelerini hiçe saymış görünüm çizerek batıl edebiyatı yapmaya yüz tutmuş bir oluşum. Anlamsızca nifak odaklarına yöneltilmiş düşünce tarzlarının odak noktası olmuş çıkmış adeta. Oku unutulmuş, ya İstanbul beni ya ben İstanbul unutulmuş, ya istiklal ya ölüm, ne mutlu türküm diyene unutulmuş, korkma sönmez ve ezan sesleri kasetlerden dinletilir hale gelmiş/getirilmiş. Bugün dünyada bir zulüm sistemi oluşturdular Sisi gibi zulüm makinaları üretmeye çalışıyorlar. (yine Müslüman)  Dünyada tüm Müslümanların daha duyarlı olması gerekiyor Dünya üç maymunu oynarken Müslümanların ittifak içinde bir arada hareket etmesi gerekiyor. Trump’ın yüz yıllık Kudüs planını uygulamaya koymak istemesini açıklaması gibi, yunan milletvekilinin bayrağımızı yırtması bu gün ki mesele değildir ve öğle değerlendirilmemelidir. Asırlardır süregelen kin ve nefret tohumları ekme düşmanlığının aleni ifadesidir.

Son yıllarda hem ülkemizde hem küresel ölçekte en fazla konuşulan ve tartışılan alanlardan birisidir güvenlik. Sürekli gündemde. Belirli bir yer kontrolü yerine alan kontrolü ve hâkimiyeti sağlanmalıdır vesselam. Çünkü baskı bir yerden değil her yerdendir. Dolayısıyla güvenlik kavramının teorik ve pratik olarak sahadaki yansımaları en ince ayrıntılarına kadar ele alınmalıdır.

                                        Süleyman YILDIZ