BALONCU AMCA

BALONCU AMCA 

 

Hayat ..

Ne kadar da ilginçtir..

Ve bir o kadar da olağan..

Safi bir düzlem ararsın da bulamazsın..

Belki de cilvesi budur yaşamanın der kucaklaşırsın , bağrına basarsın.

 

Ve dünya..

Ne kadar da anlamsızlıklar içinde bir anlam ..

Hem cennet , hem cehennem..

Bazen panayır yeri ..

Bazen mahşer meydanı ..

Kimi zaman yıkık dökük  ; tutunacak gücü kalmayıp dalından kopup savrulan bir yaprağın rüzgara teslimiyeti .. 

Kimi zaman dimdik , sapasağlam ; küllerinden doğan bir Anka kuşu dirilişi ..

Ve bazen yalnız ..

Bazen kalabalık..

Bazen de ;  kalabalık  yalnız ..

Aldım elime kalemi..

İzliyorum etrafımı..

Akrep yelkovanı kovalarken ya da belki de aşık olan yelkovan akrebin etrafında pır dönerken akıp giden  hayatı.

Tadı kötü çıkmış olsa da  kahvemin  , şükredilesi yanının idrakını işiterek izliyorum ..

 

Bulutsuz, mavinin en güzel tonuyla mis gibi güneşli bir hava .. Karşımda saat kulesi ..

Şanlı bayrağım hemen ardında .. Dalgalanmıyor olsa da rüzgarı olmayan dingin bir  havada .. Gökyüzüne ne çok yakışır herhaliyle ..

 

Ve radyoda çalıyor "Ele geçmez  istediğin , uğruna savaş vermediysen"

Sahi savaşmak mı lazımdı?  Ele geçirmek  için ?

Yoksa kendiliğinden gelen miydi aslolan ?

 

İzliyorum ..

Uğultulu ..

Seslerin birbirine karıştığı bir yerden ..

Çalan müziğin insan seslerine karışmış , birçok kişinin aynı anda konuştuğu , insan beyninin  bir yerden sonra duyarsızlaşıp kulaklara sözcükleri seçerek göndermekten  vazgeçtiği , sadece uğultu ilettiği o günümüz kafelerinden birinde ..

Çalan müziği duyan kaç kişiyiz diye düşünürken müziğin değişmesiyle kafasını sallayan bir abi giriyor kadrajıma .. Belli ki müziğin değişmesinden keyif aldı da kafasını sallamaya başladı : işte bu !  böyle devam edin , dercesine.

İşittiğinden  hoşnut, ritmik hareketlerle çayını yudumlamaya devam etti .

Kulak duydu , kalp hissetti , ruh keyif aldı , işte o an dilin aldığı tad bile değişti..

 

Sonra bi düşündüm.

Peki ya ?

Karşısında konuşan insanı "dinleyen" kaç kişiydiniz ?

Kaçınız duymuyor da dinliyordunuz?

Hiç iletişim olmadan telefona gömülmüş masalardan kahkahalı masalara kadar ..

Hatta birbirinizin gözünün içine bakanlarınıza rağmen ..

Kaçınız  birbirini sahiden gördü bugün ?

Kaç masa farkındaydı  ?

Akıp giden hayatın..

Aldığı nefesin ..

Yanındaki insanın ..

Zamanın yutup bir daha asla geri vermeyeceği " şimdi " nin..

 

 

Gözüme takılıyor .. kapının önünden geçen “baloncu amca”

Rengarenk uçan balonlarıyla içimi heyecanlandıran “baloncu amca”

 "Heyecan" !

Sahi heyecanlanmanın şükrünü bilebildim mi acaba? Yazana kadar fark etmemiştim bile sanırım ..

Ne büyük bir nimetti oysa: heyecanlanabilmek.

Bir çocuğun gözünden dünyaya bakabilen  , hayal kurabilen  , seksek oyun çizgilerini görünce tek ayak atladığını bile farketmeyen o çocuk ruh ! Sana  selam vermeden , teşekkür etmeden devam edemezdim.

 

Teşekkür ederim .

 

Gözümün önünden  cıvıl cıvıl akıp giden

"baloncu amca"

Kaç çocuğu sevindirdi acaba..

Kaç çocuğun da içini geçirmesine istemeden de olsa sebep oldu  ..

Rengârenk balonlarının altında ne kadar da telaşlı bir yüzü vardı. Balonlarının varlığıyla değil , yokluğuyla değişecek bir yüz ifadesiydi o .

 

Yorgun ve telaşlı..

 

Başında kasketi , sırtında kamburu , ceketinin kolları uzun .. Balonları hafif ama yükü ağırdı belli ki ..

Ne kadar  renkli  göründüğünün bile farkında olamayacak kadar omuzlarında yükü olan olan "baloncu amca"

Kırmızıydı en güzeli  ; en göze çarpanı..

Göz alıcı "kırmızı"

Gökyüzüne de yakışan , yeryüzüne de ..

Ya da bana mı öyle gelmişti , günüm kırmızıya boyanmıştı diye .. ��

 

Pembe hiç yok gibiydi.. Demek ki en çok o alınmıştı..

Öyle ya ;

Kız çocukları ve balonları ..

Kız çocukları ve cilveleri ..

Kız çocukları ve onlara kıyamayan babaları :)

Evet kesin , en çok pembe satılmıştı ..

Hoş baloncu amca için hangi rengin satıldığının da bi önemi yoktu ya ..

Ellerinin boş kalması en güzel renkti onun için ..

 

Ellerin boş kalıncaya  , ceplerin dolup taşıncaya  kadar “heyecan“ dağıtman dileğiyle ..

 

“Baloncu amca”