Güvenliğin sözleşmelisi olmaz...

Güvenliğin sözleşmelisi olmaz…

Ülkemiz yüz yıl öncesindeki gibi bir stratejik kuşatma altındadır, bu kuşatmayı bertaraf edecek yegâne kurum milletimizin göz bebeği TSK dır. TSK yüzyıllardır süregelen aidiyet anlayışıyla ümmeti, toprağı ve bayrağı korumak için her zamankinden daha dinamik ve daha olgunlaşmış durumdadır. Her alanda artık kendi stratejilerini kendisi belirlemeye ve oynamaya başlamıştır. Ülkemiz ürettiği teknolojik imkânlarla TSK’ nın caydırıcılık rolünü güçlendiriyor. Yakın bir geçmişte cereyan eden kuzey Suriye harekâtları ve denizlerimizde enerji arama faaliyetleri kapsamında kullanılan araç gereçler bunların en önemli örnekleridir, elhamdülillah.

Bazı devlet büyüklerimiz büyük bir ileri görüşlülükle;

''Türkiye mücavir bölgelerde yaygın ve yoğun sorun alanlarıyla boğuşurken, aynı anda kahramanlık ve kararlılıkla da duruş ve mücadele sergilemektedir.

Akdeniz ve Ege'de Yunanistan, Fransa ve bazı bölge ülkelerinin sahne alan mütecaviz emellerine muazzam bir direniş gösterilmektedir.

Türkiye hakkın ve hukukun yanında, zalimin, teröristin ve müstevlinin karşısındadır.

Dış politika alanında yaşanan tehlikeli gerilim ve tehdit dozajı yüksek kutuplaşma her türlü ihtimali de açık hale getirmektedir.

Husumet ve hıyanete tavizsiz müdahale hakkımız elbette hem uluslararası hukukun hem de egemen devlet çıkarlarımızın gereğidir.

Karşımızdaki tablo alarm verici niteliktedir, söylemleriyle durumu net bir şekilde ifade etmişlerdir.

Milletimiz, devletimizin aldığı her türlü kararın arkasında dün olduğu gibi bu günde duracaktır. Ancak değerlendirilmesi gerektiğine inandığımız, birçok sorunu ortadan kaldıracak Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir sözleşmeli durumu söz konusudur. Ne kadar önceden önlem alınırsa o kadar iyi olur kanaatindeyim. Bu hususta aşağıda önemli gördüğüm başlıklara kısaca değinerek durumun bazı boyutlarını değerlendirmeye çalışacağım.

Sürekli sözleşmeli olmak kısa kısa sonlara tekâmül eder. Bir sene, iki sene, üç sene vs. birde düşünsenize milli bütünlük için yaşantınızdaki en önemli olayı sonuna kadar değil de bir süreliğine icra ediyorsunuz. Muazzam bir şekilde emek harcanarak bin bir türlü zorluklarla yetiştiriliyorsunuz, daha sonra isteğinizle yâda farklı şekillerde sözleşmeniz fesih oluyor. Bu durumda zaman, emek, tecrübe, sermaye, iş gücü, strateji direkt olarak düşmüş oluyor, yeni arayışlara girmek ve istenileni bulabilme çabası da cabası.

Milli güvenlikte personel açısından sözleşme olmaz. Sözleşmeli olan kişi oraya kendini ait hissedemiyor olabilir.

Türk Silahlı Kuvvetleri 2001 yılında sözleşmeli subay ve astsubay, 2011 yılında da sözleşmeli erbaş ve er statüsünde personel alımına başlamıştır. 2001 yılında sözleşmeli subay ve astsubay alımına ilişkin kanun çıkarılsa da eğitim süresinden dolayı, ilk mezunlar 2003 yılında TSK bünyesinde görevlendirilmiştir. Daha öncesinde; muvazzaf ve yedek subaylık ve astsubaylık şeklinde istihdam edilen kadrolara ek olarak bu düzenlemeler ile sözleşmeli personel kadrosu getirilmiştir. Sözleşmeli subay ve astsubay ile ilgili düzenlemeler 4678 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun'da, uzman erbaş ile ilgili düzenlemeler 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve bu Kanun uyarınca 20.09.2005 tarih ve 25942 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe giren Uzman Erbaş Yönetmeliğinde, sözleşmeli erbaş ve erler ile ilgili düzenlemeler ise 6191 sayılı kanunda yer almıştı.

 

Sözleşmeli personel alımına başlaması uygulamada birçok aksaklığa ve idari davaya sebep olmuştur. Sözleşmesi yenilenmeyen ve feshedilen subay, astsubay ve uzman erbaşlar yaşanılan bu aksaklıklardan dolayı idari dava açmaktadır. (Kaynak: www.Memurlar.net)

Bu durum da Sözleşmenin tarafları imza atıldığından itibaren çeşitli sıkıntılarla yüz yüze kalmaktadır. Kabul eden taraf sözleşme süresinde sakatlık, hukuki bir durum, sağlık problemi vs. meydana gelirse ne yapacağım gibi birçok soru ile karşı karşıya kalmış oluyor. Tabii olarak bu durumlarda bir sürü yazışmalar ile zaman kayıpları ve stres meydana gelmiş oluyor, oysaki yapılan iş belki de hayattaki en önemli iş, hatta iş demeyelim adeta bir var oluş mücadelesinin icrası bir olması gereken demek daha doğru. Böyle bir durumda sözleşme değil tam performans için tam güvence olmalıdır.

Sözleşme bitiminde hak kazanılmış ise tazminat dışında ekonomik olarak da bir gelir söz konusu olamayacağından veya sözleşmesi biten kişi her türlü işi kabul edemeyeceğinden daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalması kaçınılmaz oluyor. Tazminatı da bitince işsizlik baş gösterecektir. Bu durum hem kişiye hem ülkemize büyük sorumluluklar yüklemiş olacaktır ki buna hiç gerek yoktur.

Güvenlikte maliyet ve zaman hesaplaması olmaz, eğer bir gereklilik söz konusu ise bu derhal yapılmalıdır, çünkü güvenlik olmadan hiçbir şey olmaz.

Geçerli süreler içinde sözleşmesi fesih olmuş bir kişinin ailesini düşünelim. Zaten sözleşmeli olduğundan her an bir fesih korkusu var birde gerçekten fesih olursa o ailenin sonraki hayatı ne olacak, nasıl şekillenecek. Eşi, çocukları, kendisi psikolojik olarak çöküntü yaşamış olacaklar ve bu durum artarak devam edecek. Bu sıradan bir çöküntü olmayacak belki de sonu daha kötü olacak ayrılmalara aile içi şiddete kadar uzanacak. Aile bütünlüğü bozulacak. Sosyal çevreden uzaklaşılmış olacak, maddi manevi birçok imkânsızlıklar baş gösterecek vb. gibi çok önemli hayati öneme haiz sebepler oluşmuş olacak. Hatta yetişmiş silahlı bir kişinin artık görevde olmadığını düşünelim. Ev yok çevre yok, vatan, millet! Sonuç?

Hatta sözleşmeli alınan personel belli süreler sonunda belli şartlarla (sınav, görev süresi vs.) muvazzaflığa geçebilmektedir. Ama bu süreler içinde de maalesef sözleşme fesihleri gerçekleşmektedir ve hukuki kazanımlar dışında geri dönüş mümkün değildir.

Günümüzde emperyal odaklar kendilerine hizmet edecek birilerini arıyorlar. Bunlarını başını ABD çekiyor. Bakınız çok önemlidir eskiden yaptıkları dışında son dönemlerde Akdeniz’de Rumları silahlandırıyorlar, Yunanistan’da üs kuruyorlar. Ülkemizin güney doğusunu tahrip ettikleri yetmezmiş gibi şimdide batısını gözlerine kestirmiş durumdalar. Her türlü oyalama muharebelerini bu güne kadar yaptıkları gibi bundan sonrada gerek masada gerek sahada yapacaklardır. Uşak yunanlarda buna alet olmak için bir avuç tuzla koşmaya devam edeceklerdir.

Tamda bu dönemde yetişmiş insan gücünü elde tutmak gerekir.

Teknolojiyi her zaman söylüyoruz yetişmiş insan gücü yönetir, bu insanları bir süreliğine kiralar gibi yaparsanız hizmette aksamalar kaçınılmaz olacaktır, oysaki sürekli olarak istihdam edilirse verimde o ölçüde artacaktır.

Bazı şeyler vardır ki ödün vermeniz imkânsızdır yâda katiyen verilmemesi gerekir. Güvenlik bu işin başında gelen konudur. Mevzu vatandır dolayısıyla en yüksek güvenlikli ve profesyonel birim, program vs kurmak gerekir, bunlar içinde tecrübeli ve sürekli personel şart.

Piyadenin ayak basmadığı yer sizin değildir kuralının işlemesi için, toprak bütünlüğünü sağlamak için, gerektiriyorsa bütün riskleri göze alıp “Fayda-Fayda analizi” yaparak hareket edilmelidir.

Bu yazı daha profesyonel bir bakış açısı oluşturulması maksadıyla olgunlaştırılmıştır. Hangi iş olursa olsun mesela 20 sene aynı çayı yapan ile ara sıra çay yapan arasında bir fark olmaz mı, mutlaka olur.

Çayın demi, rengi, kokusu bozulmaz mı? Ağzı o çaya alışmış olanları da rahatsız etmez mi? Kar edemeyeceğiniz gibi zarar edersiniz.

Farklı bir açıdan değerlendirmek gerekirse, sürekli istihdam edilmiş bireylerde beklenti nettir ve bazı kurallar istenebilir. Mesela boy kilo orantısına belli bir süre dikkat edilmelidir. ( öneri: ilk 15 sene orantı) hatta buna sivil kamuda da dikkat edilmelidir. Bunu sağlamanın temel kavramlarından biri spordur. Spor = sağlık = gelecek ilkesi benimsetilmelidir. Gerekirse mesai saatleri içerisinde sivil kamunun içine de entegre edilmelidir. Milletimizin insanları buna muktedir dir. Yani topyekûn başarı.

Güvenlik günübirlik değil süreklilik arz eden bir olgudur.

Sözleşme konusunu daha önceleri bazı devlet büyüklerimize ayaküstü de olsa arz etme imkânımız oldu umarım biran önce değerlendirmeye alırlar.

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız en önemli konu vatanın bütünlüğüdür. Bu bağlamda vatanın en büyük savunucularının her türlü hayat standardı önem arz etmektedir.

Sonuç olarak tecrübeye binaen kaleme almış olduğumuz bu yazı neticesinde görevde bulunanlar dâhil muvazzaflığa geçirilebileceği kanaatinde olmakla beraber, bu durumun hem bireyler adına hem de ülkemiz adına çok büyük bir adım olacağını değerlendirmekteyim.

Teferruatlarla uğraşma zamanı çoktan geçmiştir.