GERÇEK DOST
Bu arada yalnız en güvenebileceğimiz dostların bile tavsiyeden öte, duadan başka hiçbir şey yapamayacağı durumların olabileceğini hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Peki, dua kime edilir? Kimden istenebilir?
Madem en güvendiğimiz dostlarımız da kendi ellerinden bir şey gelmediğinde dua edecekler. O zaman duanın sahibine yöneleceğiz, gücü bizi aşamayan dostlarımızı da rencide etmeden, asıl dost O’nu edineceğiz. Tabi eğer O bizi dostluğa kabul ederse…
Yüce Allah Kur’an’da; kendisinden başkasını dost edinenlerin, yani başkalarına güvenenlerin, onların izinden gidenlerin, onların sözlerini değerli bulanların, yaratıcıyı unutup başka cenahlara yön çevirenlerin durumuna işaret ederek müthiş dersler vermektedir.
Sonsuz karşısında nasıl hiçbir sayının, büyüklüğün anlamı yoksa, kudreti nihayetsiz olan Allah karşısında bütün dünyevî güçlerin, makamların, statülerin de hiçbir anlamı, önemi yoktur. Bu nedenle O’nu kaybeden neyi bulur ve O’nu bulan neyi kaybeder?
Bütün dünya bir olsa, alkışlasa, arkandayız dese, eğer O razı değilse, O vermeyi, yardım etmeyi murat etmiyorsa bir anlamı yok. Eğer O verirse engel olacak olan kimdir? O’nun iradesi karşısında kim durabilir. Eğer o razıysa ve vermek isterse, hesapta gücü elinde bulunduranlar vermek istemeseler bile, istemeyenlerin eliyle bir işi yaptırmak, O’nun şanındandır. Kudretinin, azametinin delillerindendir.
Başka dostların zayıflığını ve beraberinde Kendi azametini gösterme sadedince Cenab-ı Hak Kur’an’da örümceği örnek vermektedir:
“Allah'tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!” * “İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.” (Ankebut 2/41 ve 43)
Görüldüğü üzere Cenab-ı Hak küçük temsillerle mevzuyu anlatmakta, sonra insanların anlaması için böyle misaller verdiğini beyan ederek bizleri düşünmeye ve anlamaya davet etmekte, bir yönüyle de beyan usulü bakımından ders vermektedir.
Demek en güçlü varlık olarak insanın gücü, kuvveti, silahı, tesisi, alt yapısı veya hükümranlığı, Kadir-i Ezeli’nin kudreti karşısında örümcek ağından farksızdır.
Günümüz Batı menşeili kişisel gelişimcilerin yaptığı nedir?
Sen güçlüsün, her zorluğu yenersin, içindeki ateşi çıkar, gücünü fark et, içindeki seni hisset gibi beyin yıkamalarla insanı yüceltip egosunu kabartanların yaptığı, ancak örümcek ağından ev yaptırmaktır. Batıcı bakışın bu realiteden nasibi var mıdır?
Peki, emrimizde çalışan insanları, belki çocuklarımızı, yakınlarımızı, öğrencilerimizi, konferanslarımızı dinleyenleri motive etmeyecek miyiz?
Yönetmek, iş planı yapmak, örgütlemek, performans değerlemek benim uzmanlık alanım. Burada yapılması gereken şey haddi aşmamak, ölçülü olmaktır.
İnsan kâinatın eşref-i mahlûku olduğunu bilecek fakat kendisini de kâinatı da yaratan bir yaratıcının olduğuna iman ederek boynunu büküp, derin bir saygı ile kıyama duracak. Yaptığı işin sonucunu Allah’tan bekleyecek.
Sakın sakın! “Ben” demeyecek…
Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK
